30 Yaş Krizi
İnsan hayatının en zor devresinin ne olduğuna dair olgunlaşmış bir fikrim olduğunu iddia edemem, henüz yolun yarısına bile gelemedim. Ama bugüne kadar yaşadığım deneyimlere dayanarak ABD dizi ve film sektörünün sürekli ‘30 yaş bunalımını’ işlemesinin tesadüf olmadığını söyleyebilirim. Harbiden öyle bir şey var.
Bu gelecek denilen şey daha genç olduğum yıllarda bana hep çok soyut ve arızi bir mesele olarak görünmüştür. Bütün herkes gelecek gençlerimiz diyordu, bizi bu ‘gelecek’ için hazırlıyorlardı ama oraya ulaşmak için nasıl bir yol haritası izleneceği konusunda bir fikrim yoktu.
Fakat kendisi maalesef öyle sakin, haberli, nazik bir şekilde gelmiyor zaten; bir sabah kalkıyorsunuz ve kafanıza bir kaç tonluk bir kaya parçası dan diye düşüyor! Anlıyorsunuz gelecek gelmiş, tepenizde!
İşte o zaman sokaklardan akan hüznün bir nedeni olduğunu ‘fark ediyorsunuz’; Çocukluğundan itibaren ‘büyük adam, pop ve sinema yıldızı, yazar, ünlü futbolcu ya da zengin bir fabrikatör olabileceğine inandırılmış milyonlarca insanın boyun eğdiği zorunluluk yularının ağırlığı ve sıkıntısını içerilerinizde bir yerde hissediyorsunuz.
O andan itibaren, gelecek umutlarla bezeli, her şeyin mümkün olduğu bir belirsizlik yolu değildir. Elinizde bir de zabt - u rabt altına alınmış bir isyan duygusu: Aşk kalmıştır. Belki o kadar.
Artık ‘bir şey olmak’ için insanın isminin yanında yaptığı işin yazılı olması gerekmektedir. Eskiden önemsemediğiniz mülk sahibi olma hali, yaşıtlarınız tarafından varlıklarının birinci kanıtı olarak sürekli ortaya sürüldüğü için ‘yargılanma’ bir devamlılık halini alır.
En kötüsü de ‘zamanın’ her an aktığı ve sürenizin kısıtlı olduğu bilincinize acımasızca yerleşiverir. Yarınınızı düşünmeden yaşıyamadığınızda da her eyleminiz, haz alma çabanız size biraz eksik biraz ekşimsi gelmeye başlar.
30 yaş krizi gelmiştir, imkansızı isteme halinden zorunlulukları kavrama coğrafyasına geçiverirsiniz. Bazı akıl fikir adamları bu ‘zorunlulukları’ anladıkça ve kabul ettikçe ‘özgürleşeceğimizi’ iddia ederler, ki ben bu yönelime hiç yakın değilim.
Peki bunu bir şey bize dayatıyor mu? Önceleri bu boyunduruk halinin tamamen dışarıdan dayatıldığını düşünürdüm ama sonra anladım ki bu kadar basit değil. İnsan denen yaratık ‘kendi bilincine mahkum.’ Hayatın böyle gideceğine dair bir ‘bilgi’ sürekli yeniden üretilmesine rağmen, insanoğlunun bilinci de kendi mahkumiyet sınırlarını yeniden üretmeye fazlasıyla eğilimli.
Şimdi ise 40 yaş krizini bekliyorum, duyduğuma göre öyle bir şey de varmış. Belki o ölçekten baktığımızda bir şeyler farklılaşıyordur ya da genç olmadığımızın can sıkıntısı çoktan gerilerde kalmış bir anı haline geliyordur. Kim bilir.
Bu Konuyu Facebook'ta Paylaşın
|